ÇENNET ÇİÇEGİ ŞEHİDE
 
ŞEHİD METİN YÜKSEL
“Hakkı müdafaa etmek en büyük ibadettir.”  
  Ana Sayfa
  Ş.METİN YÜKSEL RESİMLERİ
  Ş.METİN YÜKSEL'İ ANMA RESİMLERİ
  Ş.METİN YÜKSELİN KIZ KARDEŞİ süreyya yüksel
  MOLLA SADRETTİN YÜKSEL ŞEHİT METİN YÜKSELİN BABASI
  ŞEHİD BİLAL YALDIZCI - ( 25 EKİM 1987 )
  Şehid Hızır Ali Muratoğlu (Rha.)
  Malcolm X--Siyahîlere Evrensel Mesajımızı Taşıyan Mücahid
  Bir Şahid, Bir Şehid: Sedat Yenigün
  Şehid Ali Soylu
  Bir şahid, bir şehid: Sedat Yenigün
  Qassam Şehidleri..
  ŞEHİD CEVHER DUDAYEV
  Şeyh İzzettin Kassam
  ŞEHİD Abdülaziz Ali er-Rantisi
  ŞEHİD Hasan el Benna
  ŞEHİD SEYYİD KUTUP
  ŞEHİD ABDULKADİR UDEH
  ÇÖL ASLANI ŞEHİD ÖMER MUHTAR
  ŞEHİD MUSTAFA BİLGE
  Sehid Seyh Abdullah Yusuf Azzam
  ŞEHİD Seyh Ahmed Yasin (r.a)
  Şehid Hasan Yeşil
  Şehid Abdullah Gülbahar
  Şehid Erdoğan Tuna
  Şehid Halil Çetin
  Şehid Mustafa Emeksiz
  İletişim
  İSRAİL BOYKOT ÜRÜNLERİ VE FİRMALARI
“Hakkı müdafaa etmek en büyük ibadettir.”
Şehid Hızır Ali Muratoğlu (Rha.)
1942 yılında Rize'deYakup (ö.1972) ile hamdiye (ö.1999) çiftinden dünyaya gelen Hızır Ali Muratoğlu, ilk ve orta tahsilini Rizede tamamladı. O yıllarda insanlar şiddetli geçim sıkıntısı çektiği için Ramazan ayı yaklaşınca aileside aynı zorlukları iyice hissetmeye başladılar.
Rize'nin zengin ve hayırsever eşrafından birisi Ramazan ayının ilk gecesi kendilerine yetecek kadar erzak yardımında bulununca epeyce rahatlarlar. Bundan birkaç gün sonra dünyaya gelen bebeğe bu sebepden dolayı annesi Hızır ismini koyar.
Küçük yaşlardan itibaren arkadaşları ve kardeşleri arasında dini hassasiyeti ile temeyyüz etmiş ve daha o günlerden itibaren molla lakabını alır.
Balıkçılıkla uğraşan babası mert ve cömert bi insandı. Namazını aksatmaz ve çocuklarınıda yaz aylarında kur'an kursuna yollardı. Mahalle camisinin imamı Mahmut Hoca Efendi onda farklı bir hal olduğunu söyler ve küçük Hızır'la yakından ilgilenirdi.
Annesinin küçük Hızır'ı yıkamak için hazırladığı suyu görünce ''Anneciğim cehennemde böyle sıcakmı olacak?'' diyerek düşünce iklimindeki kıvamı izhar ederdi. Temizlik, düzen ve tertipli olmak hususunda çevresinin dikkatini çekecek derecede ileri seviyedeydi. Üç erkek iki kız toplam beş kardeş arasında en sevilen çocuktu.
Liseyi başarıyla tamamladıktan sonra Tıp Fakültesinde okuyup doktor olması için ailesi kendini İstanbul'a gönderir. O yıllarda her üniversite kendi yaptığı imtihanla talebe alırdı. Bindiği otobüs arızalanıp Tıp Fakültesine kayıt yaptıramayınca Edebiyat Eakültesi'nin Arapça-Farsça Bölümü'ne başlar. Kocamustafapaşa'da Sarıgüzel Korkutata sokak'ta ikamet ederken İmam-ı Azam Nuri Efendi'nin görev yaptığı Gül camisine gider gelirdi.
Birgün Nuri Efendi'ye gelerek kendisinden Arapça dersi almak istediğini söyler. Nuri Efendi de kendisine, ''sen bana okul derslerinde yardımcı olursan bende sana arapça okuturum'' diye cevap verir. Bu sayede Nuri Efendi vasıtasıyla İsmailağa Camisi İmam hatibi müstakbel şeyhi ve kayın pederi Mahmut Efendi Hazretleri (k.s.) ile tanışır.
Bu arada ''40 gün sabah namazını Fatih Camisi'nde kılan Hızır'ı görür'' sözüne binaen sabah namazlarını Fatih camisi'nde kılmaya başlar. 40. gün sünneti kılıp farzı beklerken birisi omzuna dokunup ''Aradığın Hızır İsmailağa camisi'nde'' diyerek kaybolur.
Bu tanışmadan sonra aradığı güneşi yanı başında bulmanın sevinci ile üniversiteyi ihmal ederek Hoca efendinin sohbetlerine devam eder.
''Üniversitede en çok hoşuma giden koridorda cübbemi yere serip şalvar ve sarığımla namaza durduğumda, insanların bana gülüp geçmeleriydi.'' dediği günleri geride bırakıp kendini tamamen Tekke'ye verince, ilmen ve manen tekamülü çok kısa sürede herkesin dikkatini çeker. Bu terakkisi bazılarını gıptaya, bazılarını şaşkınlığa, bazılarınıda kıskançlığa sevk eder.
Hızır Efendi'nin seyr-u sülük yolundaki mahareti teslimiyetinin bir meyvesi idi.
Efendi Hazretleri'nin Müritlerinden biri şöyle anlatıyor:
''Hızır Efendi'nin çok kısa sürede hepimizi geçmesi ve Efendi Hazreleri'ne bizden yakın oluşu beni rahatsız etmişti. Bir gece rüyamda Efendi Hazretleri'ni elinde bir bıçak olduğu halde bize şöyle derken gördüm. ''Hazırlanın! ikinizi de (Hızır Hoca ve ben) biraz sonra keseceğim.'' Kesmek için bıçağı bilerken ilk olarak bana işaret etti. Ben ona doğru giderken; ''Yahu insan kesmek İslamın neresinde var? tarikatta böyle şey olurmu? Bu da nereden çıktı?'' diyerek yanına vardım başımı uzattım. Tam bıçağı uzatınca hemen kaçıp bir duvarın arkasına gizlendim. Daha sonra Hızır Efendi'ye işaret buyurdular. Hızır Efendi tebessümle gelek başını Şeyh'inin önüne koydu. Bıçak boynunu kestiği halde tebessümü devam ediyordu.
Bu rüyayı gördüğüm gecenin sabahı Hızır Efendi'nin camisine gittim; elini öpüp helallik istedim.


EFENDİ HAZRELERİ'NİN DAMADI OLUŞU

''yürü kim meydan senindir bu gece'' saday-ı lahutisinin muhatabı olmuşçasına günlerini tekkede ilim ve ibadetle geçirirdi. İsmailağa camii şerifinde rahlenin başında ders müteala ederken Şeyhi Mahmut Efendi Hazretleri gelip kendisine; ''Hızır Hoca kızımı sana veriyorum der ve ayrılır. Beklenmeyen bu büyük nimet karşısında secdeye kapanarak sevinç gözyaşları döker. Yıllar sonra bu hadiseyi hatırladıkça duygulanır ve ilk günün heyecanıyla; ''Ben kainatın en şanslı insanıyım'' derdi. ''Niye hocam?'' denildiğinde, ''Allah beni müslüman yaptı, en büyük peygamberin ümmetiyim, en büyük mezhep olan İmam-ı Azamın mezhebindeyim ve Nakşi tarikatını en tavizsiz yaşıyan zatın damadıyım.'' buyururdu.
26 yaşında 1968'de Fatma hanımla gerçekleşen evliliğinden Ali Haydar(d.1981) ve Aişe(d.1988) isminde iki evladı dünyaya geldi.
İlk çocuğu dünyaya geldiği sene bazı hoca efendilerle (Selahattin Hoca, Abdulmetin Hoca vs..) hocaefendilerle emr-i b'il-maruf maksadı ile sefere çıktılar. yolda her gördüğü sevimli çocuğa hatta kediye, kuzuya Ali Haydar diye seslenmesi Selahattin Hoca'nın dikkatini çeker ve ona ''Hocam Ali Haydar'da fani oldunuz galiba. Her gördüğünüze Ali Haydar diye sesleniyorsunuz'' deyince, Hızır Efendi; ''Yakup (A.S) Yusufum! diyerek gözlerini yitirdi!'' cevabıyla evlat sevgisinin şer'i mesnedine dikkat işaret buyurdular.


BENİ KABİRDE BİZZAT ALLAH KARŞILADI

Cemaatin her türlü irşat ve tedris hizmeti ile meşgul olurken 1991 yılında Çukurbostan Cami'sinde imamlık vazifesine başlar. Şeyhinin bulunmadığı yada hasta olduğu zamanlarda onun yerine sohbet ederek cemaati teselli ederdi.
Bu çalışmalar yoğun bir şekilde devam ederken ''şeyhimin emaneti'' dediği hanımı ağır bir rahatsızlığa yakalanır. Ömrünün sonuna kadar farklı yoğunlukta devam eden bu hastalık hali, evin hanımının ve çocuklarının bütün hizmetlerini de Hızır Hocanın omuzlarına yıkar.
''Allah'ımın bana bir imtihanıdır, biz bu hizmeti seve seve yapıyoruz'' dediği bu mesuliyeti, iki yıl gibi uzun bir zaman onu camii hizmetinden uzak bırakır. Hasta eşinin hizmetine giderken hiçbir olumsuzluk belirtisi göstermeden; ''Nereye hocam?'' diyenlere ''Efendimin parçasının yanına gidiyorum'' diyerek cevap verirdi.
Vefakar ve fedakar oluşunun karşılığını fazlasıyla alan Hızır Efendi'yi şehadetinden sonra bir dostu mana aleminde görür. Ay gibi parlayan yüzü ile gayet mutlu görünen Hızır Efendi'ye sorar.
''Nasılsın hocam? Allah sana nasıl muamele etti?''
Hızır Efendi:
''Hasta olan hanımıma hizmet ettiğim için kabre konulduğum zaman beni bizzat Allah karşıladı'' buyurur.
İmamlığı esnasında halkın seviyesine inerek sevecen, güler yüzlü, şakacı ve etkileyici üslubuyla kısa zamanda çevresinde bulunanların hayranlığına sebap olur. Sevenlerine hem dünya hem ahiret hususunda yaptığı konuşmalarıyla Çukurbostan camisi cemaati hızla artar. Cemaat camiye sığmamaya başlayınca caminin genişletilmesi kararı alınır. Kendi elleriyle çizdiği cami projesini kendi elleriyle inşa ederken arkadaşlarından birisi ilave bölümün dikdörtgen olmasında ısrar etmesine rağmen Hızır Efendi camiyi girintili çıkıntılı yaptırır. Buna gerekçe olarak da 'Tarikat ehli dervişler camide kuytu köşeler ararlar.' buyurur.
Cami inşaattı tamamlanınca örülen duvarların uzunluğunu bizzat kendisi ölçer. Yevmiyesini almak için gelen ustaya kaç metre duvar ördüğünü sorunca; 40 metre kare cevabını alır. Hızır Efendi, tekrar ölçmesi için gönderdiği ustadan tekrar aynı cevabı alır. Hocanın ölçümüne göre 47 metre kare çıkan hesap usta tarafındanda doğrulanınca işçinin hakkı eksiksiz verilmiş olur. Bursa Ulu Camii'sinde olduğu gibi, kendisinin görev yaptığı camiidede su sesinin olmasını arzuladığı için iç kısma bir havuz yaptırır, hatta içine balıkta koyar. Bahçesini kendi elleriyle diktiği güllerle süsler ve her gün bakımınıda ihmal etmeden yerine getirir.
Bir gün yiğenlerinden birisi güllerden birini eliyle tutup kendine çekerek koklamak isteyince; ''Dur gül öyle koklanmaz.''diyerek, Peygamber Efendimizin rumuzu olan gülü iki avucunun içine aldılar ve eğilip koklayarak güle yakışan ince edebe işaret buyurdular.
Yakınlarından bir hafıza; ''Hafızlık icazetini bana ver bende sana diplomamı vereyim.''diyerek Kur'an hıfzına olan özlemini ifade eden Hızır Efendi, günde bir ayet ezberleyerek hafızlığını tamamlamaya çalışırdı. Eline tespihini alıp zikretmeye başladığında görenleri özendirecek şekilde zevkle zikrederdi. Şeyhinin ''Bu yolda kendini gizle.''tenbihine sadık kalarak manevi hallerini bir sır gibi saklar etrafındakilere kendini sıradan bir hoca olarak tanıtmasını iyi becerirdi. Bu sebeple üstadı bir gün şöyle buyurdu; ''Bu kapıda bazı hocalar manevi hallerini gizlemeyip aşikar ettikleri için müritlerimizle bizim aramızda perde olmuş ve bir çok ihvanın kaybedilmesine sebep olmuştur. Hızır Efendi ise ihvan ile aramızda köprü olup bir çoklarının kazanılmasına vesile olmuştur.''
Bazılarının Efendi Hazretlerinden sonra kendisini şeyhliğe namzet görmelerinden çok rahatsızlık duyar ve her vakit şeyhinden önce ve onun elleriyle kabre konulma arzusunu ifade ederdi. Cuma hutbelerinde ve son yaptığı hacda cemaatin huzurunda ''tavizsiz yaşayan zaatın(Mahmut Efendi Hazretleri) sohbetinden sonra ruhumu al ya Rab'' diyerek dua ederdi.
İrşat maksadı ile zaman zaman yurt dışınada (Azarbaycan, Almanya, İran)giden Hoca Efendi, Almanya'ya gittiğinde büyük bir coşku ile karşılanır.Gür sakalı , beyaz sarığı ve temiz giyinişi ile temsil ettiği İslam'a Almanlar'da hayran olur. Sohbet ilanı için gazeteye yazılan ''Efendi Hazretleri'nin damadı ve vekili'' cümlesindeki ''vekil'' sözüne razı olmayıp silinmesini tenbih eder.
Misafir kaldığı evde yatağının hiç bozulmaması hane sahibine ''Ya hiç uyumuyor yahut yatağını kendi elleri ile düzeltiyor'' dedirtirdi.
Ayrılacağı gün ev sahibinden iki zarf ister ve gizlice 300 markı zarfın içine koyarak ''Efendi Hazretlerinin kerimesinin hediyesi'' yazarak bir kenara bırakır. Hocaları hep alan ve isteyen olarak tanıyan ev sahipleri hiç beklemediği bu davranış karşısında şaşırır.
Şaka ve latifeyi şeriatın sevilmesi ve öğrenilmesi için ustalıkla kullanan Hızır Efendi, etrafındakileri söz ve hareketleri ile sık sık güldürürdü.
Zengin birinin kendini çok cömert olarak anlattığı bir mecliste, Hızır efendi gizlice kalkıp bir çarşaf giyerek geri döner ve o zenginden yardım ister. Zengin, dilenci kılığındaki şahsı yanından kovup ona bir ekmek parası bile vermeyince Hızır Efendi üzerindeki çarşafı çıkarıp ''sen bir dilenciye ekmek parası bile vermiyorsun, nasıl cömert olabilirsin?'' der.
Cami cemaatinden Berber Orhan Abi diye bilinen birisi bayram yaklaşınca cemaate gelmeyi bırakmıştı. Camide asılı duran gri bi cübbesi vardı, namaz kılarken onu giyerdi. hızır efendi çok hisli bir insandı. Hemen şu şiiri yazıp Orhan Abi'nin cübbesinin cebine koydu:
Ey sahipsiz garip cübbe,
Terkedildin yalnız ipte.
Sahibin on gündür traş ediyor,
Sayılı günler gelip geçiyor.
Unultuldun bayram parası için,
Asılı kaldın bu dostluk ne biçim.
Bu manada daha devamıda olan bu şiiri Orhan Abi cüzdanında saklar ne zaman okusa ağlardı.


ÇİĞ KÖFTE CEMAATİ

Cematten 5-6 kişi onu bir gece çiğ köfte yemeye davet etti. Onlar evde hazırlık yaparken yatsı ezanı okundu, ancak onlar hazırlıkları bitirelim diye cemaate gitmediler. Hızır Efendi camide namazı bitirip geldiğinde bu arkadaşlar namaza durmuşlardı. Hızır Hoca sessizce çiğköfte tepsisini alarak sokağa çıktı ve camiden çıkan cemaate dağıtmaya başladı. ''Cemaatimden altı kişi çiğ köfte cemaatidir, onların ikramıdır''diyerek herkese dağıttıktan sonra eve döndüler. Çoğu dağıtıldığı halde geri kalanlara da yetecek kadar bereketli olmuştu.
Şehadetinden iki ay önce hutbede üç hafta üstüste şunu anlatmıştı. Rasulallah (s.av) buyurdular:
'' Bir hanımın efendisi vefat edip arkasında iki veya üç yetim kalırsa, o hanım yetimlerini yetiştirmek için saçlarını beyazlatırsa cennette benimle beraberdir.''
Bunu anlatır sonrada hüngür hüngür ağlardı.


EY BALIKLAR! REİSİNİZ KİM?

Zuhurat ve keramete hiç kıymet vermediği halde lüzumunda salahiyetini ortaya koyardı. Malatya'nın Darende ilçesinde emr-i bil-maruf için gittiklerinde, bir havuz kenarında istirahat ediyorlardı. Abdulmetin hoca şakayla karışık Hızır Efendi'ye havuzdaki balıkları göstererek;
__ Hocam sen bizim kafile reisimizsin! Şu balıkların da bir reisi olmalı. Ona seslensenizde yanımıza gelse! dedi.
Hızır Efendi ısrara dayanamayıp balıklara;
__ Ey balıklar! Ben Mahmut Efendi Hazretleri'nin damadı Hızır Şu anda ben bu cemaatin reisiyim. Sizinde reisiniz kimse çıksın şyracıkta önümüze gelsin, diye seslendi.
O anda arkalardan büyükçe bir balık çıkıp öne doğru gelip başını sudan çıkarıp Hızır Efendi'ye bakmaya bakmaya başladı. Bu manzara karşısında cemaat hayrete düşmüş, Hızır efendi ise mahcup duruşu ile tebessüm ediyordu.
Dinin temizlik olduğunu kendine has bir uslüpla ihsas ettiren Hızır Efendi sabunla elini yıkadığında sabunu da yıkar yerine koyardı. Cemaatine de, ''lavaboda ağzınızı çalkaladığınızda ilkaldığınız suyu yutun ki yemek kırıntıları lavaboya dökülmesin'' buyururdu.


VEFATI (şehadeti)

Birçokların cefasına katlanmayı, terk etmekten daha hafif gördüğü dünya, onun gözünde bir bedenin sığacağı mezardan ibaretti. Şehitlik mezarlığında bir mezarı olmadığı için üzüldüğünden bu dünyada gam çektiği başka birşeyi yoktu. Sonunda çok istediği şehitliği de, mezarıda genç yaşında elde etmiş, giderken geride bıraktığı sevdiklerine, bağlı bulunduğu asil yolun mensubuna neler bahşaettiğini öğreten temiz bir hayat hediye etmiştir.
Şeriatı tavizsiz yaşayan zatın Pazar sohbetini dalgın dalgın dinledikten sonra kendisine vaad edilen şehadet rütbesini almak için İsmailağa Camii Şerifine gelir. İhvanın ders ve dertlerini dinledikten sonra Duha namazını kılmak için kıbleye döner ve müminin miracı olan son namazına durur. Kulun mevlaya en yakın olduğu o esnada, insanlığın en uzağında olan hain eller vucüduna yedi el ateş eder. Kanlar içinde vücudu yere yığılırken bütün şanlar ve şerefler huzurunda selam duracak şekilde başı göğe erer.
Sema ehli, sofralarında onada onada yer ayırırken Muhammed ümmeti bir hüzün yılını daha yaşar. Ertesi gün Fatih Camisi yüz binlerin gözyaşlarına şahit olur. Sessizliğin en büyük ses, yalnızlığın en büyük dost olduğu hicran gününde eller onu diri diri toprağa gömmeyip başlarına taç edinirler.
Vefat ettiğinde Sakızağacı Şehitlik Mezarlığı'na defnedilme arzusu, sevenlerinden birinin (Fevzi Başak'ın) kendi yerini bu şehide bağışlamasıyla yerine gelir.
Takvimler 17 mayıs 1998'den itibaren yeni bir not düşerler sayfalarına: 36. Nakşi Şyhi Mahmut Efendi'nin damadı 55 yaşında İsmailağa Cami-i Şerifinde şehit edilmiştir.
Rasulallah (s.a.v.)e her yönüyle benzeyen Efendi Hazretleri(k.s) damadı da Hazret-i ALİ (r.a) benzer şekilde terki diyar eylemiştir.
Şehitler kendileri için yaşamazlar ve hiç ağlamazlar kendi acılarına. Bir damla rahmet için gözyaşlarına boğulan, tavaf ile mamur olan gönül kabelerini handan etmek için gelirler. Ve ''yaklaşıyor yaklaşmakta olan'' diye haykırarak gam ordusuna katılıp giderler aşk otağına.

SİLSİLEDE İSMİ OKUNSUN

Şehadetinden birkaç ay sonra Şeyhi Mahmut Efendi Hazretleri Buhara'da Şah-ı Nakşibend Hazretlerini ziyaret eder. Manada zuhur eden şah-ı nakşibend hazretleri, ''Hızır Efendi'nin ismi silsile-i şerifde okunsun'' tenbihinde bulunurlar.
Kısacık bir ömrü bu meydan-ı hakikatte ebediyyet kesbine muvaffak kılan Hızır Efendi'ye Cenabı Hak'tan sonsuzluğun en büyük ikramlarına nail olmasını temenni ederiz.
MÜSLÜMANLAR BİRLEŞİN  
   
Reklam  
   
ŞAHADET BİR ÇAGRIDIR NESİLLERE ÇAĞLARA  
  Sehadet bir cagridir, nesillere ve caglara, dunya varoldukca zulmun dumaninin tuttugu her yerde insanlar bu cagriya ses verdiler. Habil ile basladi bu mesaj. Mescidi Haramin yani basinda Sumeyye'den Uhud'un Hamza'sina. Dunyada esi gorulmemis bir zulum ve katledilen kerbelanin Huseyin'inden, Misir'in zindanlarina; iskencelerle daraagaclarina itilenlere, inkilabin Behesti'sinden binlerce sehide, Seyh Said'inden Metin Yuksel'ine.

Alcakligin ve zulmun kol gezdigi yerlerde Huseyin gibi kutlu Sehadete kosmak, Zeynep gibi bu kutlu mesaji butun zamanlara ve caglara aktarmak, Muminlerin en buyuk sevdasi olmus.

Sehid, insanligin onuru, yuz aki ve Sehadet. Bir ask oyle bir ask ki butun zalimlerin zorbalarin karsisina dikilen, yikilmaz, gecilmez engel. Tum zamanlarin zalimlerine bir sehid karsi cikti. Tum zamanlarin zalimlerinin korkusu oldu. O oylesine bir sevdaki ne mal dusunulurdu ne can.

Karanlikta kalmislara isIk oldu Sehid, dermansizlara derman, mazlum ve mahkumlara umut oldu bir mum gibi yandi eridi etrafina isIk sacti sehid.

Olumsuzlugu tatmisti. O olumden korkmazdi. Sehid olanlar ahidlerine sadik kaldilar, asla sozlerinden donmediler, izzetlice olmeyi, zillet altinda yasamaya tercih ettiler. Dunyalarini altlarindan irmaklar akan cennet karsiliginda terk ettiler. Onlar olmediler, cunku onlar diriydiler. Rableri katinda riziklanmislardi. Mazlum Sehidlerin kani dokuldukce yeryuzune binlerce fidan verirdi toprak.

Mesajlari zamandan zamana tasirlardi. Tek bir gaye icin, kula kullugu reddetmek icin, insanligin kurtulusu icindi Sehidin kendini feda edisi.

Her zamanda bir zalim ve karsisina her zaman da Huseyin cikti. "BEN OLMEDIKCE AYAKTA KALMAYACAKSA MUHAMMEDIN (S) DINI, EY KILICLAR HAYDIN DURMAYIN, DOGRAYIN BEDENIMI!" diye haykiran Huseyin. Hic bir zamanda ve mekanda dusmedi bu bayrak
 
BİZİDE BULURMU Kİ ÖLÜM BİR CAMİİ AVLUSUNDA  
  Bir kucak söz senin için
Bir dua bana
Kirpiklerin ucundan süzülen
Bir tutam gözyaşı
Kara gözlü hürriyetlerde dökülmüş
Biravuş mısra sana
Hasretlerde düzülmüş şehadetin özlemi
Kuşandım şehadeti ardın sıra
Bekler yüregim şimdi
Kör kurşuna doymayı
Kimbilir benide bulurmu şehadet
Bir şubat soğugu
Bir namaz çıkışı
Bir cami avlusunda
Bulurmu Metin yükselce
Bir şehadet benide
Metin yükselce bir cihad sırasında
Şehid kanına doysun istiyorum
Kaldırımlar, bulvarlar, soğuk betonlar
Mermiler yuva yapsın şehid yüreklerde
Ölü demeyin onlara sakın
Rab katında diridirler oysa
İnsan için bir giz
Kanlarıyla yazdılar bak
ÖLMEDİK ÖLMEYECEGİZ..
 
METİN YÜKSEL  
  Molla Sadretti’nin mahdumuydu
Doğunun ezilen çoçuğuydu
Ey mucahit Metin Yüksel
Bizlerin önderi siz şehitler
Metin yüksel ölmedin sen
Ölmedin sen..

Molla Sadrettin’in en yiğit oğlu
Metinin ölmedi cennete doğdu
Her şehit bir adımdır zafere
Her zafer bir umut kutlu yere
Metin Yüksel ölmedinsen
Ölmedin sen..

Molla Sadrettin’in alnı secdede
Metinin annesine şehadet mujde
Ağla Müslümanım haline ağla
İslam ülkesinde garip bu dava
Metin Yüksel ölmedin sen
Ölmedin sen
 
İZ BIRAKANLAR  
  İz Bırakanlar cevher_1601.jpg 1944 yılı Şubat ayında Çeçenistan’ın Yalho Köyü’nde dünyaya geldi. Doğumunun ardından henüz 15 gün geçmişken 23 Şubat 1944 tarihinde ailesi ile birlikte Sibirya’ya sürgün edildi. Çocukluk ve okul yıllarını Kazakistan’ın Sibirya Bozkırı’nda geçirdi. 1962’de Tambov Askeri Pilot Yüksek Okulu’ndan ve 1966’da Uzak Mesafe Uçakları Pilot ve Mühendis Yetiştirme Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1974 yılında Gagarin Hava Harp Akademisi’ni bitirerek birinci sınıf pilot ve mühendis unvanını aldı. Kendisine SSCB Hükümeti tarafından 12 madalya verildi ve tüm generalliğe kadar yükseldi. Dudayev, Sovyet tarihinde Stratejik Hava Kuvvetleri’nde Tümen Komutanı olarak görev yapan ilk Müslüman’dı. Baltık ülkelerinde meydana gelen bağımsızlık hareketlerini kuvvet kullanarak bastırması emredildi ancak bu emri yerine getirmedi. Rus Hükümeti bu itaatsizlikten dolayı Dudayev’i askeri birliği ile Grozni’ye sürdü. Dudayev 1990 yılı Mayıs ayında görevinden istifa etti. 1990 yılının Kasım ayında gerçekleşen “Çeçen Ulusal Kongresi”ne davet edildi ve icra kurulu başkanı seçildi. 19–21 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı yapılan başarısız darbe teşebbüsü sırasında darbecilerin karşısında yer aldı. Darbecilerle işbirliği yapan Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Hükümeti’ni düşürmek için başlatılan halk hareketinin başına geçti. 27 Ekim 1991 tarihinde yapılan seçimlerde %85 oy oranıyla Çeçenistan Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Çeçenistan’ın bağımsızlığını tanımayan Rusya’nın 1994 yılında başlattığı saldırılar karşısında Çeçen direnişinin liderliğini yürüttü. I. Çeçen-Rus Savaşı’nda önemli başarılara imza atan Dudayev, 21 Nisan 1996 tarihinde düzenlenen bir suikast sonucu şehit edildi… basayev_1601.jpg Ocak 1965 yılında Çeçenistan’ın Vedeno Köyü’nde dünyaya geldi. 1987’de Moskova’da mühendislik eğitimi aldı. Askerliğini Sovyet ordusunda yaptı. 1991 yılında bağımsızlığına kavuşan Çeçenistan’a döndü ve Rusların gizli örgütleri ile mücadele etmek için kurulan özel birlikleri yönetti. 1992 yılında Çeçen birliklerinin komutanlığından Kafkas Halkları Konfederasyonu Birlikleri’nin komutanlığına atandı. 1994 yılında Vedeno cephesinin kumandanlığını yaptığı esnada Ruslar tarafından evi bombalandı ve ailesinden 11 kişi hayatını kaybetti. 1996 yılının Nisan ayında Çeçen Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetler Komutanı oldu. Nisan 1997’de başbakan oldu ancak kısa bir süre sonra istifa etti. Çeşitli bölgelerdeki Rus saldırılarına karşı direnen Çeçenleri yönetti ve komutanlık yaptı. 1 Ağustos 1999’da yapılan Caharkale Çeçen-Dağıstan Halkları Kongresi’nin ikinci toplantısında İslam Şurası kuruldu ve Basayev başkan seçildi. 10 Temmuz 2006 tarihinde, İnguşetya’nın Ekazevo Köyü’nde bulunduğu askeri konvoydaki bir patlayıcının infilak etmesi sonucu şehit oldu mashadov4_1601.jpg 1951 yılında Kazakistan’da sürgünde doğan Aslan Mashadov, 1957 yılında altı yaşındayken ailesi ile birlikte Çeçenistan’a geri döndü.Sovyet ordusunda topçu subayı olarak göreve başlayan Mashadov, 1972’de Tiflis Askeri Topçu Akademisi’nden mezun oldu. Macaristan, Litvanya ve Rusya Federasyonu’nun bazı bölgelerinde Sovyet ordusunda görev yaptı. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ordudan ayrıldı ve 1992 yılında Çeçenistan’a geri döndü. Çeçenistan’ın bağımsızlık mücadelesine katılarak Genel Kurmay Başkanlığı’na yükseldi. Bağımsızlık mücadelesinde büyük başarılara imza atan Mashadov’un Birinci Rus-Çeçen Savaşı’nın kazanılmasında büyük payı vardır.27 Ocak 1997’de seçimlerde %63 oy ile Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu. Bu dönemde ve 1998 yılında iki suikast girişimine uğradı. Mashadov, Şubat 2005 tarihinde ateşkes ilan ederek Rus Hükümeti ile barış görüşmeleri yapmayı önerdi ancak bu öneri Moskova tarafından reddedildi. 8 Mart 2005 tarihinde diğer Çeçen liderler gibi Rus özel birlikleri tarafından düzenlenen operasyonda öldürülerek şehit oldu zelimhanyandarbiyev02copy_1601.jpg 2 Eylül 1952 tarihinde Kazakistan’da dünyaya geldi. Çeçenistan Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü’nden mezun oldu. Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Basın ve Yayınevi’nde görev yaparak iş hayatına başladı. 1989 yılının Haziran ayında Çeçen bağımsızlığı için mücadele eden ilk gruplardan Bart Teşkilatı’nı, 18 Şubat 1990 tarihinde Vaynah Demokratik Partisi’ni kurdu. 27 Ekim 1991 tarihinde seçimlere katıldı ve başkan olarak seçildi. 1993’de cumhurbaşkanı yardımcısı oldu. 1996 yılında Dudayev’in şehit edilmesiyle cumhurbaşkanı oldu. 27 Ocak 1997 tarihinde gerçekleşen seçimlerde cumhurbaşkanlığı görevini devretti. 1999 yılında Rusya’nın Çeçenistan’ı ikinci kez işgaliyle başlayan savaşta, mücadelenin önde gelen isimlerinden oldu. Çeçen halkının mücadelesini uluslararası kamuoyunda gündeme getirmek için muhtelif İslam ülkelerinde konferanslar verdi. Aslan Mashadov’un resmi temsilcisi sıfatıyla yürüttüğü diplomatik ilişkilerle de Çeçen mücadelesini siyasi arenaya taşıdı. 23 Şubat 2004′te arabasına konulan bombanın patlaması sonucu şehit oldu 14f978985501c15d7_1601.jpg 1967 yılında Çeçenistan’ın Argun şehrinde doğdu. Ünlü Çeçen din adamlarından eğitim aldı. Çeçenistan Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü’nde eğitim gördü ancak savaşın başlaması ile eğitimini bıraktı. Çeçence, Arapça ve Rusça bilen Sadullayev, Çeçenistan’daki İslami direnişin aktif savunucularından oldu. Birinci Çeçen-Rus Savaşı’na katıldı. Bu dönemde Çeçen televizyonunda vaazlar ve farklı bölgelerde konferanslar verdi. Bir dönem Argun Cemaati Başkanlığı’nı ve Argun Camii imamlığı yaptı. 1999 yılında Cumhurbaşkanı Mashadov tarafından Şeriat Anayasası Devlet Komisyonu’na atandı. İkinci Çeçen-Rus Savaşı’nın başlaması ile Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Argun Gönüllüler Birliği Başkanlı’ğını yaptı. 2002 yılında Şeriat Mahkemesi Başkanlığı’na ve Devlet Savunma Komitesi Şeriat Mahkemesi Komisyon Başkanlığı’na atandı. Aslan Mashadov’un şahadetinin ardından cumhurbaşkanı oldu. 17 Haziran 2006 tarihinde Argun’da Rus askerleri ve işbirlikçileri ile girdiği çatışma sonucu şehit oldu… foto_omar_al_mukhtar_81.jpg Ve 11 Eylül 1931… Ömer Muhtar ve yanındaki bir kısım mücahidîn Sılanta mevkiinde iken İtalyan istihbaratı onun varlığını haber almıştı. Vadiyi her yönden saran kuvvetlerin oluşturduğu çemberi yarmanın imkanı yoktu. Mücahidler son nefeslerine kadar çarpıştılar. Ömer Muhtar burada yaralandı ve esir düştü. Önce Sûse’ye sonra Bingazi’ye 60 km uzaklıktaki Suluk’a götürüldü. Burada İtalyan birliklerinin genel kumandanı Graziani’nin karşısına çıkartıldı.Bu görüşmede İzzet-i İslamiyesi ile öyle harika cevaplar vermiştir ki, bu taş kalpli general onun hakkında şunları yazacaktır: “Odama girdiği andan çıkıp gittiği ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlıkla bakıp durdum.Onun tavır ve davranışlarını çok beğendim ve hayran.Mücahidlerin teslim olması teklifini red eden Ömer Muhtar 15 Eylül 1931 günü İtalyan sıkıyönetim mahkemesi tarafından göstermelik bir duruşmaya çıkarıldı. Ve Graziani’nin daha önceden emrettiği gibi idam kararı veren mahkemenin yüzüne şu tokadı savurdu: “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır.Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnna lillah ve inna ileyhi raciun (Biz Allah’ın (kulları) yız ve sonunda ona dönücüleriz.”Aynı gün toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasına çıktı. Fecr suresinin son ayetlerinden, Ey huzura ermiş nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön ayetleri dilinde virdi zebandı… Özgürlüğü için her şeyi göze aldığı yeşil dağlarına son bir kere daha baktı ve bir milleti yetim bırakarak ebed alemine doğru kanatlandı. Yer Suluk çarşısı idi…Allah (cc) rahmet eylesin.Biz asla teslim olmayız. Ya kazanırız, ya ölürüz. Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız. Bana gelince, ben cellatlarımdan daha uzun yaşayacağım… Ömer Muhtar hattab31.jpg Hattab Çeçenistan’a ilk geldiğinde hemen kendi grubunu kurmuştu. Özellikle 1996 yılının nisan ayında yaptığı ünlü Shatoi baskınından sonra adını duyurdu ve Rusya’nın en çok aranan isimleri arasında yerini aldı. Bu baskında yaklaşık 50 mücahid bir Rus konvoyuna pusu kurarak köşeye sıkıştırmıstı ve 30 askeri kamyon ve 20 tanktan olusan dev konvoyu tamamen imha ederek 2 saat içinde çoğu subay 350 Rus askerini öldürdükten sonra neredeyse bir mucizeyi başarıyordu. Çatışmanın sonunda mücahidler sadece 3 şehid vermişlerdi.Savaş bittikten sonra Şamil Basayev’le beraber askeri bir kamp açan Hattab burada 600 mücahide askeri eğitim veriyordu.Ve o yiğit savaşçı bir münafığın elinden şehadet şerbetini içti.onun ölümün hak olduğuna ve allahın takdir ettiği zamanda geleceğine manı sonsuzdu.birçok kez ölüm tehlikesi atlatmasına rağmen bu güne kadar gelmişti.ve şehadet onu zehirli bir mektubla buldu. Onun şehadetini yanında bulunan bir kardeşimiz şöyle anlatıyor; Birlikte oturuyorduk.çok sevdiği bir arkadaşından mektub geldi.(onu şehid eden munafık)mektubu açtı ve okumaya başladı. O sırada yemek yiyordu.mektubu okuduktan bir süre sonra bir halsizlik başgösterdi.Ve arkasından yüksek ateş.Bizi çağırdı ve” beni okuyun galiba cinler musallat oldu” dedi.Okumaya başladık.Ertesi gün şiddetli bir kusma başladı.Zehirlendiğini anlamıştık.Onu tedavi etmek için uğraşıyorduk.Lakin zehr elinden yediği yiyeceğe oradanda vucuduna iyice yayılmıştı.bi süre sonra görme melekesinide kaybetti. Tekrar bizi çağırdı ve ‘’ben şehid olacağım kagıt kalem getirin ve son vasiyetimi yazın” dedi bu sırada kan kusuyordu. Vasiyetini bitirdikten yaklaşık 3 saat sonra iyice ağırlaştı ve bi süre sonra şehadet getirerek şehid oldu. Müminlerin komutanlarından ibnul hattab bu şekilde rabbine uçtu.onun şehadeti başta çeçenistan olmak üzere bütün islam coğrafyasında üzüntüyle yankılandı. Müslümanlar önemli bir komutanını kaybetmişti.ama hattab hayatında kendi gibi birçok mücahidide yetiştirmeyi başarmıştı.Zalimlere öldürücü darbeler indirmişti. Onun hayatı bütün müslüman gençlere örnek bir hayattı. Dünyaya meyl etmeyişi, ümmet bilinci ve takvası ile herkeze örnekti. O yaşadığımız yüzyılın komuyanıydı. O da diğer kardeşleri gibi rabbine gitti. Rabbimiz onu firdevsinde ağırlasın ve onu peygamber efendimiz ve şehidlerimizle haşretsin inşallah…Allahtan istiyorum ki beni cehennem azabından korusun. Bana merhamet etsin ve cennetlerine yaklaştırsın. Ondan firdevs-i Ala’yı istiyorum’ Şehid komutan İbnul HATTAB aliya-1231.jpg 1925 doğumlu olan İzzetbegoviç 24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi. 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı. 1970 yılında İslâm Manifestosu adlı bir kitap yazdı. Bu kitap 1983`te kovuşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. 1950 öncesinde kurulmuş olan Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi. Mahkumiyetini çekerken, Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi.¼br> 1989 yılında Yugoslavya`nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu. 1990 yılında İslam Manifestosu`nu yeniden bastırdı. Bu kitap İzzetbegoviç`in İslâmi kimliğinden ziyade, siyasi kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi oldu. 1990’da ortak yönetimin başkanı seçilen İzzetbegoviç, 1992-1995 Bosna Savaş’ında anahtar rol oynayan isimler arasında yer almış, sağlık sorunları nedeniyle 2000 yılında başkanlıktan ve partisinin başkanlığından çekilmişti. Daha önce iki kez kalp krizi geçiren İzzetbegoviç, 10 Eylül 2003’de evinde aniden bayılması ve düşerek 4 kaburga kemiğini kırması üzerine hastaneye kaldırılmıştı. 78 yaşındaki Boşnak lider, daha sonra iç kanama geçirmişti. Eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, Saraybosna hastanesinde 19 Ekim 2003 günü vefat etti. raduyevselmaneenistan_1601.jpg Kendi vatanımı savundum. Biz Rusları çağırmadık. Onlar gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz savaş istemedik, onlar gelip bizimle savaşmak istediler. Askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdü. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil mükafattır. Allah’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey, Allah’ın elinde. O istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce Allah’ın sonra komutanım Cehar Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.“Yalnız kurt” olarak tanınan Salman Raduyev I. Rus-Çeçen Savaşı’nın kazanılmasında başarı gösteren komutanlardandı. Çeçenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Dudayev’in damadı olan Raduyev, bir süre Gudermes Belediye Başkanlığı görevinde bulundu. I. Çeçen Savaşı sırasında, Çeçen halkının özgürlük mücadelesinin sembol isimlerinden oldu. 9 Ocak 1996 tarihinde Dağıstan’ın Kızılyar Kasabası’na bir baskın düzenleyerek buradaki Rus askerlerini rehin aldı. Raduyev ve beraberindekiler Rus güvenlik güçlerinin kuşatmalarına rağmen ağır kayıplar vermeden Çeçenistan’a döndü. Bu olayın ardından Rus Hükümeti Çeçen direnişçilerle aynı masada oturarak ateşkes anlaşması imzalamayı kabul etti. Raduyev, Mart 1996 tarihinde başından ağır yaralandı, bir gözünü ve kafatası kemiğinin bir bölümünü kaybetti. 13 Mart 2000’de ise Ruslar tarafından esir alındı. Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Raduyev, Rusya’nın Permi bölgesinde gördüğü işkence sonucu iç kanama geçirerek şehit oldu foto45791.jpg ALLAH’ım! Ümmetin suskunluğunu Sana şikayet ediyorum! Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!.. Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!.. Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!.. Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!.. Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında?.. Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok,ALLAH için ve ümmetin namusu için kızacak?.. Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!.. Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? .. Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!.. Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!.. Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri,ALLAH için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye; Ey RABBimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et! diye çağıramaz mı!?.. Buna da mı gücünüz yetmiyor!?.. Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak: Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!.. Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!.. Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!.. Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin!.. Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!.. Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!.. Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! .. Temennimiz, ALLAH’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!.. Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! ALLAH aşkına, bari aleyhimize olmayın!.. Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!.. ALLAH’ım! Sana şikayette bulunuyorum Sana şikayette bulunuyorum.. Sana şikayette bulunuyorum.. Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum..Sen mustazafların RABBisin Sen bizim RABBimizsin Bizi kime bırakıyorsun?.. Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?.. ALLAHım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum… Sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı ve Birliğimiz bozuldu Yollarımız ayrıldı Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikayet ediyoruz…  
Bugün 35 ziyaretçi (59 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ÇİÇEKLERİN ÇİÇEĞİ