ÇENNET ÇİÇEGİ ŞEHİDE
 
ŞEHİD METİN YÜKSEL
“Hakkı müdafaa etmek en büyük ibadettir.”  
  Ana Sayfa
  Ş.METİN YÜKSEL RESİMLERİ
  Ş.METİN YÜKSEL'İ ANMA RESİMLERİ
  Ş.METİN YÜKSELİN KIZ KARDEŞİ süreyya yüksel
  MOLLA SADRETTİN YÜKSEL ŞEHİT METİN YÜKSELİN BABASI
  ŞEHİD BİLAL YALDIZCI - ( 25 EKİM 1987 )
  Şehid Hızır Ali Muratoğlu (Rha.)
  Malcolm X--Siyahîlere Evrensel Mesajımızı Taşıyan Mücahid
  Bir Şahid, Bir Şehid: Sedat Yenigün
  Şehid Ali Soylu
  Bir şahid, bir şehid: Sedat Yenigün
  Qassam Şehidleri..
  ŞEHİD CEVHER DUDAYEV
  Şeyh İzzettin Kassam
  ŞEHİD Abdülaziz Ali er-Rantisi
  ŞEHİD Hasan el Benna
  ŞEHİD SEYYİD KUTUP
  ŞEHİD ABDULKADİR UDEH
  ÇÖL ASLANI ŞEHİD ÖMER MUHTAR
  ŞEHİD MUSTAFA BİLGE
  Sehid Seyh Abdullah Yusuf Azzam
  ŞEHİD Seyh Ahmed Yasin (r.a)
  Şehid Hasan Yeşil
  Şehid Abdullah Gülbahar
  Şehid Erdoğan Tuna
  Şehid Halil Çetin
  Şehid Mustafa Emeksiz
  İletişim
  İSRAİL BOYKOT ÜRÜNLERİ VE FİRMALARI
“Hakkı müdafaa etmek en büyük ibadettir.”
MOLLA SADRETTİN YÜKSEL ŞEHİT METİN YÜKSELİN BABASI
İslâm dünyasında yakından tanınan Molla Sadreddin Yüksel, Hakk'ın rahmetine kavuştu. Uzun süredir rahatsızlığı sebebiyle evinde tedavi gören Yüksel Hocaefendi, 26 Aralık 2004 pazar günü Hakkın rahmetine kavuştu.
Merhumun naaşı, oğlu şehid Metin Yüksel'in de bulunduğu Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi.
Yazdığı eserlerle hayatını İslâm dâvâsına adayan Merhum Sadreddin Yüksel Hoca, evlatlarını da mücahid olarak yetiştirdi. Oğlu Metin Yüksel, İslâm dini uğruna şehid oldu.
Molla Sadreddin Kimdir?
Molla Sadreddin Yüksel, aslen Bitlis'in Adilcevaz İlçesi'nin Koçeri köyünden. Yüksel, Haydaran Aşireti'ne mensup. Babası Tahir Efendi, Haydaran Aşireti'nin Asıyan, annesi Hatun ise Marhoran kolundan. Molla Sadreddin, memleketi Koçeri'de değil, Konya'da doğdu. Birinci Dünya Savaşı başladığında Rus ve Ermenilerin, Doğu Anadolu Bölgesi'ni işgal etmesi üzerine babası göç ediyor. Yüksel'in dedesi Ali Ağa, Kafkas Cephesi'nde şehid düştüğü için, babası memleketini terk ederek Konya'nın Sarayönü İlçesi'ne yerleşiyor.
Adını Sadreddin Konevi’den Aldı
Sadreddin Yüksel, Sarayönü İlçesi'nde 1919 yılında doğdu. Babası Tahir Efendi, tek çocuğunun ismini Şeyh Sadreddin Konevi Camii'nde bir şeyhin kulağına okuduğu ezan ve kametten sonra koyuyor. Babası, Muhyiddini Arabi'nin manevi evlâdı büyük mutasavvıflardan Sadreddin Konevi'nin ismini oğluna veriyor. I. Dünya Savaşı sonunda Ruslar ve Ermenilerin bölgeyi terk etmek zorunda kalmaları üzerine Tahir Efendi, memleketi olan Koçeri'ye geri dönüyor. Koçeri Köyü aynı zamanda Hamidiye Aşiret Alaylarının paşalarından Hüseyin Paşa'nın köyüdür. Sadreddin Yüksel'in babası, Hüseyin Paşa'nın emrinde uzun süre çalışıyor. Sadreddin Yüksel, 7 yaşında babasını kaybediyor ve evin tek çocuğu olarak yetim kalıyor. Kör Hüseyin Paşa da, babası Tahir Efendi'den bir yıl sonra Medeni Bey tarafından öldürülünce, Sadreddin Yüksel kimsesiz kalıyor. Annesi ikinci evliliğini yapmak zorunda kalıyor. Ancak üvey babasının, ailesine haksızlık etmeye başlaması üzerine hem eziyet eden üvey babadan kurtulmak hem de okumak için Sadreddin Yüksel, 10 yaşında iken annesinden ayrılıyor. Eğitim almak için Muş'un Bulanık İlçesi'nin Hırkaşin Köyü'ne gidiyor. Burada Molla Zübeyr Efendi'den ders almaya başlıyor. Buradaki eğitimini tamamladıktan sonra Norşin'e yolculuk yapıyor. Norşin'de bir sene okuduktan sonra Ohin Köyü'ne geçiyor.
Bediüzzaman’la Tanışıyor
Sadreddin Yüksel Hocaefendi'nin uzun süre yaşayan ve çok sevdiği iki hocası olan Şeyh Mazhar ve Molla Muhiddin Efendi'nin vefat etmesi kendisini çok üzüyor. Norşin'de uzun süre ders vermeye devam eden Molla Sadreddin Yüksel, bir ara devletçe yakın takibata alınıyor. 1945'lerde Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ile tanışıp mektuplaşan Yüksel, Şeyh Masum'un kızı ile 1951 yılında evleniyor. Şeyh Masum da İslâm dünyasında tanınan Şeyh Abdurrahman El-Tahi'nin torunu ve bölgedeki medresenin sahibi.
Baskılara Boyun Eğmedi
Özellikle Milli Şef İsmet İnönü döneminde medreselere yönelik baskılar artıyor. Molla Sadreddin Yüksel, her türlü baskıya rağmen talebe yetiştirmeye asla ara vermiyor. Askerlikten döndükten sonra Diyanet İşleri Başkanlığı'nda geçici bir görevle çalışmaya başlıyor. 1958 yılında iseTürkiye genelinde gerçekleştirilen müftülük imtihanına giriyor ve birincilikle kazanıyor. Siirt'in Baykan İlçesi'ne müftü olarak görevlendiriliyor. Fakat çok kısa bir süre sonra müftülük yapmaktan sıkılıyor ve istifa ediyor. Yüksel, hastalandığı güne kadar Müslümanların dertleriyle ilgilendi. Bir fetva makamı olarak hizmetini sürdürdü.
Merhum Üstad İçin Ne Dediler
Urhan: Türkiye’de Kıymeti Bilinmedi Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı eski Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nedim Urhan, Merhum Sadreddin Yüksel'e gereken önemin verilmediğini belirterek, "Kendisi son devrin müdakkik, ilminde taviz vermeyen, Doğu'nun medrese tahsilini en güzel şekilde elde eden bir âlimdi. Fakat Türkiye'de onun değeri takdir edilmedi. Gereken önem verilmedi. Canlı bir kütüphane idi. Sadreddin Hoca, maalesef iyi anlaşılmadı. Ömrü sıkıntılar içinde geçti. Sürekli gözaltına alınıyordu.
Sabırlı bir ilim adamı ve canlı bir kütüphane idi. Ne devlet, ne Müslüman halk ne de ilim erbabı gereken önemi vermedi" dedi.
Baytan: İslâmiyetin Hâkimiyeti için Çalıştı Merhum Sadreddin Yüksel Hocaefendi ile yakından tanışan emekli vaiz Enver Baytan, Molla Sadreddin Yüksel'in İslâm'ın hâkimiyeti için çaba harcayan âlimlerden biri olduğunu vurgulayarak, İslâm'ı kendisine dert edindi. Birçok öğrenci yetiştirdi. İlmî otoritesi tartışılmayacak âlimlerden biri idi. Bu tür insanların değerini yaşarken anlamıyoruz. O, hizmetleri ve mücadeleci yönü ile Müslümanlara örnek teşkil eden bir âlim idi. Dinsizlik cereyanına karşı ilmi ile mücadele verdi? dedi.
Sadrettin Hoca dua ve gözyaşlarıyla uğurlandı
Ömrünü İslami ilimlerin öğretilmesine adayan son devrin önemli âlimlerinden Sadrettin Yüksel (84), son yolculuğuna Fatih Camii'nde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı şehitliğinde uğurlandı. Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazına Sadrettin Yüksel hocanın oğulları Nedim ve Müfit Yüksel, arkadaşları, öğrencileri ve onbinlerce seveni katıldı. Tekbir, dua ve gözyaşlarının birbirine karıştığı cenaze töreninde Türkiye'nin dört bir yanında gelen islam âlimleri de hazır bulundular.
Şeyh Masum Efendi'nin oğlu ve aynı zamanda Sadrettin hocanın kayınbiraderi Şıh Nurettin Mutlu Efendi tarafından kıldırılan cenaze namazının ardından, cenaze duasını Ömer Öncül hoca okudu. Namaza katılan onbinlerden hocaefendiye hüsnü şehadetle haklarını helal etmesini isteyen Ömer Öncül, Sadrettin Yüksel'in 84 yıllık ömrünü İlme, Kur'an ve Sünnete adadığı dünyanın dört bir yanındaki müslümanların dertleriyle dertlendiğini söyledi.
'Sıkıntılar karşısında eğilip bükülmedi'
Öncül, Sadrettin Hoca'nın hayatı boyunca öğrendiği ilimle yaşadığını, hiçbir zaman küçük dünya menfaatleri için kimsenin karşısında eğilip bükülmediğini söyledi. Öncül, Molla Sadredtin'in İslam'ı öğrenme ve öğretmek için çektiği sıkıntılardan örnekler verdiği konuşmasını Necip Fazıl Kısa Kürek'in ölüm hakkındaki şiirleriyle süsledi.
Mü'minler vedaya koştu
Mü'minler, gerçek âlimlere sahip çıktığını bir kere daha gösterdi... Sadreddin Yüksel Hocaefendi, Fatih Camii'nde onbinlerin katıldığı cenaze merasimi ile Edirnekapı Mezarlığı'ndaki ebedî istirahatgâhına uğurlandı...
Merhum Yüksel'in 26.12. 2004 Pazar günü öğle namazını müteakiben Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazına onbinlerce mü'min katıldı. Kalabalık sebebiyle zaman zaman izdiham yaşanan cenaze namazında, Müslümanlar gözyaşlarına hakim olamadı. Merhumun cenaze namazını Bitlis'in Nurşin şeyhlerinden Şeyh Masum'un oğlu aynı zamanda merhum sadreddin hocanın kayın biraderi olan Şeyh Nurettin Mutlu kıldırdı.
Tekbirlerle Uğurlandı
Merhumun naaşı cenaze namazından sonra dua ve tekbirlerle kortej eşliğinde Fevzi Paşa Caddesi'nden Edirnekapı Mezarlığı'na getirildi. Korteje onbinlerce mü'min eşlik etti. Yüksel'in cenazesi 1979 yılında şehit edilen oğlu Metin Yüksel'in yanına defnedildi. Cenaze töreninde merhumun çocuklarının ve Müslümanların hıçkırıklara boğulduğu gözlendi.
Üstad Necip Fazıl aşağıdaki dizelerinde işaret ettiği gibi
Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?...
Hep, 'Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir!' derler. Sabrıyla, ilmiyle, mücadelesiyle örnek bir âlimi hakka yolculadık. ALLAH rahmet etsin.
MÜSLÜMANLAR BİRLEŞİN  
   
Reklam  
   
ŞAHADET BİR ÇAGRIDIR NESİLLERE ÇAĞLARA  
  Sehadet bir cagridir, nesillere ve caglara, dunya varoldukca zulmun dumaninin tuttugu her yerde insanlar bu cagriya ses verdiler. Habil ile basladi bu mesaj. Mescidi Haramin yani basinda Sumeyye'den Uhud'un Hamza'sina. Dunyada esi gorulmemis bir zulum ve katledilen kerbelanin Huseyin'inden, Misir'in zindanlarina; iskencelerle daraagaclarina itilenlere, inkilabin Behesti'sinden binlerce sehide, Seyh Said'inden Metin Yuksel'ine.

Alcakligin ve zulmun kol gezdigi yerlerde Huseyin gibi kutlu Sehadete kosmak, Zeynep gibi bu kutlu mesaji butun zamanlara ve caglara aktarmak, Muminlerin en buyuk sevdasi olmus.

Sehid, insanligin onuru, yuz aki ve Sehadet. Bir ask oyle bir ask ki butun zalimlerin zorbalarin karsisina dikilen, yikilmaz, gecilmez engel. Tum zamanlarin zalimlerine bir sehid karsi cikti. Tum zamanlarin zalimlerinin korkusu oldu. O oylesine bir sevdaki ne mal dusunulurdu ne can.

Karanlikta kalmislara isIk oldu Sehid, dermansizlara derman, mazlum ve mahkumlara umut oldu bir mum gibi yandi eridi etrafina isIk sacti sehid.

Olumsuzlugu tatmisti. O olumden korkmazdi. Sehid olanlar ahidlerine sadik kaldilar, asla sozlerinden donmediler, izzetlice olmeyi, zillet altinda yasamaya tercih ettiler. Dunyalarini altlarindan irmaklar akan cennet karsiliginda terk ettiler. Onlar olmediler, cunku onlar diriydiler. Rableri katinda riziklanmislardi. Mazlum Sehidlerin kani dokuldukce yeryuzune binlerce fidan verirdi toprak.

Mesajlari zamandan zamana tasirlardi. Tek bir gaye icin, kula kullugu reddetmek icin, insanligin kurtulusu icindi Sehidin kendini feda edisi.

Her zamanda bir zalim ve karsisina her zaman da Huseyin cikti. "BEN OLMEDIKCE AYAKTA KALMAYACAKSA MUHAMMEDIN (S) DINI, EY KILICLAR HAYDIN DURMAYIN, DOGRAYIN BEDENIMI!" diye haykiran Huseyin. Hic bir zamanda ve mekanda dusmedi bu bayrak
 
BİZİDE BULURMU Kİ ÖLÜM BİR CAMİİ AVLUSUNDA  
  Bir kucak söz senin için
Bir dua bana
Kirpiklerin ucundan süzülen
Bir tutam gözyaşı
Kara gözlü hürriyetlerde dökülmüş
Biravuş mısra sana
Hasretlerde düzülmüş şehadetin özlemi
Kuşandım şehadeti ardın sıra
Bekler yüregim şimdi
Kör kurşuna doymayı
Kimbilir benide bulurmu şehadet
Bir şubat soğugu
Bir namaz çıkışı
Bir cami avlusunda
Bulurmu Metin yükselce
Bir şehadet benide
Metin yükselce bir cihad sırasında
Şehid kanına doysun istiyorum
Kaldırımlar, bulvarlar, soğuk betonlar
Mermiler yuva yapsın şehid yüreklerde
Ölü demeyin onlara sakın
Rab katında diridirler oysa
İnsan için bir giz
Kanlarıyla yazdılar bak
ÖLMEDİK ÖLMEYECEGİZ..
 
METİN YÜKSEL  
  Molla Sadretti’nin mahdumuydu
Doğunun ezilen çoçuğuydu
Ey mucahit Metin Yüksel
Bizlerin önderi siz şehitler
Metin yüksel ölmedin sen
Ölmedin sen..

Molla Sadrettin’in en yiğit oğlu
Metinin ölmedi cennete doğdu
Her şehit bir adımdır zafere
Her zafer bir umut kutlu yere
Metin Yüksel ölmedinsen
Ölmedin sen..

Molla Sadrettin’in alnı secdede
Metinin annesine şehadet mujde
Ağla Müslümanım haline ağla
İslam ülkesinde garip bu dava
Metin Yüksel ölmedin sen
Ölmedin sen
 
İZ BIRAKANLAR  
  İz Bırakanlar cevher_1601.jpg 1944 yılı Şubat ayında Çeçenistan’ın Yalho Köyü’nde dünyaya geldi. Doğumunun ardından henüz 15 gün geçmişken 23 Şubat 1944 tarihinde ailesi ile birlikte Sibirya’ya sürgün edildi. Çocukluk ve okul yıllarını Kazakistan’ın Sibirya Bozkırı’nda geçirdi. 1962’de Tambov Askeri Pilot Yüksek Okulu’ndan ve 1966’da Uzak Mesafe Uçakları Pilot ve Mühendis Yetiştirme Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1974 yılında Gagarin Hava Harp Akademisi’ni bitirerek birinci sınıf pilot ve mühendis unvanını aldı. Kendisine SSCB Hükümeti tarafından 12 madalya verildi ve tüm generalliğe kadar yükseldi. Dudayev, Sovyet tarihinde Stratejik Hava Kuvvetleri’nde Tümen Komutanı olarak görev yapan ilk Müslüman’dı. Baltık ülkelerinde meydana gelen bağımsızlık hareketlerini kuvvet kullanarak bastırması emredildi ancak bu emri yerine getirmedi. Rus Hükümeti bu itaatsizlikten dolayı Dudayev’i askeri birliği ile Grozni’ye sürdü. Dudayev 1990 yılı Mayıs ayında görevinden istifa etti. 1990 yılının Kasım ayında gerçekleşen “Çeçen Ulusal Kongresi”ne davet edildi ve icra kurulu başkanı seçildi. 19–21 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı yapılan başarısız darbe teşebbüsü sırasında darbecilerin karşısında yer aldı. Darbecilerle işbirliği yapan Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Hükümeti’ni düşürmek için başlatılan halk hareketinin başına geçti. 27 Ekim 1991 tarihinde yapılan seçimlerde %85 oy oranıyla Çeçenistan Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Çeçenistan’ın bağımsızlığını tanımayan Rusya’nın 1994 yılında başlattığı saldırılar karşısında Çeçen direnişinin liderliğini yürüttü. I. Çeçen-Rus Savaşı’nda önemli başarılara imza atan Dudayev, 21 Nisan 1996 tarihinde düzenlenen bir suikast sonucu şehit edildi… basayev_1601.jpg Ocak 1965 yılında Çeçenistan’ın Vedeno Köyü’nde dünyaya geldi. 1987’de Moskova’da mühendislik eğitimi aldı. Askerliğini Sovyet ordusunda yaptı. 1991 yılında bağımsızlığına kavuşan Çeçenistan’a döndü ve Rusların gizli örgütleri ile mücadele etmek için kurulan özel birlikleri yönetti. 1992 yılında Çeçen birliklerinin komutanlığından Kafkas Halkları Konfederasyonu Birlikleri’nin komutanlığına atandı. 1994 yılında Vedeno cephesinin kumandanlığını yaptığı esnada Ruslar tarafından evi bombalandı ve ailesinden 11 kişi hayatını kaybetti. 1996 yılının Nisan ayında Çeçen Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetler Komutanı oldu. Nisan 1997’de başbakan oldu ancak kısa bir süre sonra istifa etti. Çeşitli bölgelerdeki Rus saldırılarına karşı direnen Çeçenleri yönetti ve komutanlık yaptı. 1 Ağustos 1999’da yapılan Caharkale Çeçen-Dağıstan Halkları Kongresi’nin ikinci toplantısında İslam Şurası kuruldu ve Basayev başkan seçildi. 10 Temmuz 2006 tarihinde, İnguşetya’nın Ekazevo Köyü’nde bulunduğu askeri konvoydaki bir patlayıcının infilak etmesi sonucu şehit oldu mashadov4_1601.jpg 1951 yılında Kazakistan’da sürgünde doğan Aslan Mashadov, 1957 yılında altı yaşındayken ailesi ile birlikte Çeçenistan’a geri döndü.Sovyet ordusunda topçu subayı olarak göreve başlayan Mashadov, 1972’de Tiflis Askeri Topçu Akademisi’nden mezun oldu. Macaristan, Litvanya ve Rusya Federasyonu’nun bazı bölgelerinde Sovyet ordusunda görev yaptı. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ordudan ayrıldı ve 1992 yılında Çeçenistan’a geri döndü. Çeçenistan’ın bağımsızlık mücadelesine katılarak Genel Kurmay Başkanlığı’na yükseldi. Bağımsızlık mücadelesinde büyük başarılara imza atan Mashadov’un Birinci Rus-Çeçen Savaşı’nın kazanılmasında büyük payı vardır.27 Ocak 1997’de seçimlerde %63 oy ile Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu. Bu dönemde ve 1998 yılında iki suikast girişimine uğradı. Mashadov, Şubat 2005 tarihinde ateşkes ilan ederek Rus Hükümeti ile barış görüşmeleri yapmayı önerdi ancak bu öneri Moskova tarafından reddedildi. 8 Mart 2005 tarihinde diğer Çeçen liderler gibi Rus özel birlikleri tarafından düzenlenen operasyonda öldürülerek şehit oldu zelimhanyandarbiyev02copy_1601.jpg 2 Eylül 1952 tarihinde Kazakistan’da dünyaya geldi. Çeçenistan Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü’nden mezun oldu. Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Basın ve Yayınevi’nde görev yaparak iş hayatına başladı. 1989 yılının Haziran ayında Çeçen bağımsızlığı için mücadele eden ilk gruplardan Bart Teşkilatı’nı, 18 Şubat 1990 tarihinde Vaynah Demokratik Partisi’ni kurdu. 27 Ekim 1991 tarihinde seçimlere katıldı ve başkan olarak seçildi. 1993’de cumhurbaşkanı yardımcısı oldu. 1996 yılında Dudayev’in şehit edilmesiyle cumhurbaşkanı oldu. 27 Ocak 1997 tarihinde gerçekleşen seçimlerde cumhurbaşkanlığı görevini devretti. 1999 yılında Rusya’nın Çeçenistan’ı ikinci kez işgaliyle başlayan savaşta, mücadelenin önde gelen isimlerinden oldu. Çeçen halkının mücadelesini uluslararası kamuoyunda gündeme getirmek için muhtelif İslam ülkelerinde konferanslar verdi. Aslan Mashadov’un resmi temsilcisi sıfatıyla yürüttüğü diplomatik ilişkilerle de Çeçen mücadelesini siyasi arenaya taşıdı. 23 Şubat 2004′te arabasına konulan bombanın patlaması sonucu şehit oldu 14f978985501c15d7_1601.jpg 1967 yılında Çeçenistan’ın Argun şehrinde doğdu. Ünlü Çeçen din adamlarından eğitim aldı. Çeçenistan Devlet Üniversitesi Filoloji Bölümü’nde eğitim gördü ancak savaşın başlaması ile eğitimini bıraktı. Çeçence, Arapça ve Rusça bilen Sadullayev, Çeçenistan’daki İslami direnişin aktif savunucularından oldu. Birinci Çeçen-Rus Savaşı’na katıldı. Bu dönemde Çeçen televizyonunda vaazlar ve farklı bölgelerde konferanslar verdi. Bir dönem Argun Cemaati Başkanlığı’nı ve Argun Camii imamlığı yaptı. 1999 yılında Cumhurbaşkanı Mashadov tarafından Şeriat Anayasası Devlet Komisyonu’na atandı. İkinci Çeçen-Rus Savaşı’nın başlaması ile Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Argun Gönüllüler Birliği Başkanlı’ğını yaptı. 2002 yılında Şeriat Mahkemesi Başkanlığı’na ve Devlet Savunma Komitesi Şeriat Mahkemesi Komisyon Başkanlığı’na atandı. Aslan Mashadov’un şahadetinin ardından cumhurbaşkanı oldu. 17 Haziran 2006 tarihinde Argun’da Rus askerleri ve işbirlikçileri ile girdiği çatışma sonucu şehit oldu… foto_omar_al_mukhtar_81.jpg Ve 11 Eylül 1931… Ömer Muhtar ve yanındaki bir kısım mücahidîn Sılanta mevkiinde iken İtalyan istihbaratı onun varlığını haber almıştı. Vadiyi her yönden saran kuvvetlerin oluşturduğu çemberi yarmanın imkanı yoktu. Mücahidler son nefeslerine kadar çarpıştılar. Ömer Muhtar burada yaralandı ve esir düştü. Önce Sûse’ye sonra Bingazi’ye 60 km uzaklıktaki Suluk’a götürüldü. Burada İtalyan birliklerinin genel kumandanı Graziani’nin karşısına çıkartıldı.Bu görüşmede İzzet-i İslamiyesi ile öyle harika cevaplar vermiştir ki, bu taş kalpli general onun hakkında şunları yazacaktır: “Odama girdiği andan çıkıp gittiği ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlıkla bakıp durdum.Onun tavır ve davranışlarını çok beğendim ve hayran.Mücahidlerin teslim olması teklifini red eden Ömer Muhtar 15 Eylül 1931 günü İtalyan sıkıyönetim mahkemesi tarafından göstermelik bir duruşmaya çıkarıldı. Ve Graziani’nin daha önceden emrettiği gibi idam kararı veren mahkemenin yüzüne şu tokadı savurdu: “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır.Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnna lillah ve inna ileyhi raciun (Biz Allah’ın (kulları) yız ve sonunda ona dönücüleriz.”Aynı gün toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasına çıktı. Fecr suresinin son ayetlerinden, Ey huzura ermiş nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön ayetleri dilinde virdi zebandı… Özgürlüğü için her şeyi göze aldığı yeşil dağlarına son bir kere daha baktı ve bir milleti yetim bırakarak ebed alemine doğru kanatlandı. Yer Suluk çarşısı idi…Allah (cc) rahmet eylesin.Biz asla teslim olmayız. Ya kazanırız, ya ölürüz. Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız. Bana gelince, ben cellatlarımdan daha uzun yaşayacağım… Ömer Muhtar hattab31.jpg Hattab Çeçenistan’a ilk geldiğinde hemen kendi grubunu kurmuştu. Özellikle 1996 yılının nisan ayında yaptığı ünlü Shatoi baskınından sonra adını duyurdu ve Rusya’nın en çok aranan isimleri arasında yerini aldı. Bu baskında yaklaşık 50 mücahid bir Rus konvoyuna pusu kurarak köşeye sıkıştırmıstı ve 30 askeri kamyon ve 20 tanktan olusan dev konvoyu tamamen imha ederek 2 saat içinde çoğu subay 350 Rus askerini öldürdükten sonra neredeyse bir mucizeyi başarıyordu. Çatışmanın sonunda mücahidler sadece 3 şehid vermişlerdi.Savaş bittikten sonra Şamil Basayev’le beraber askeri bir kamp açan Hattab burada 600 mücahide askeri eğitim veriyordu.Ve o yiğit savaşçı bir münafığın elinden şehadet şerbetini içti.onun ölümün hak olduğuna ve allahın takdir ettiği zamanda geleceğine manı sonsuzdu.birçok kez ölüm tehlikesi atlatmasına rağmen bu güne kadar gelmişti.ve şehadet onu zehirli bir mektubla buldu. Onun şehadetini yanında bulunan bir kardeşimiz şöyle anlatıyor; Birlikte oturuyorduk.çok sevdiği bir arkadaşından mektub geldi.(onu şehid eden munafık)mektubu açtı ve okumaya başladı. O sırada yemek yiyordu.mektubu okuduktan bir süre sonra bir halsizlik başgösterdi.Ve arkasından yüksek ateş.Bizi çağırdı ve” beni okuyun galiba cinler musallat oldu” dedi.Okumaya başladık.Ertesi gün şiddetli bir kusma başladı.Zehirlendiğini anlamıştık.Onu tedavi etmek için uğraşıyorduk.Lakin zehr elinden yediği yiyeceğe oradanda vucuduna iyice yayılmıştı.bi süre sonra görme melekesinide kaybetti. Tekrar bizi çağırdı ve ‘’ben şehid olacağım kagıt kalem getirin ve son vasiyetimi yazın” dedi bu sırada kan kusuyordu. Vasiyetini bitirdikten yaklaşık 3 saat sonra iyice ağırlaştı ve bi süre sonra şehadet getirerek şehid oldu. Müminlerin komutanlarından ibnul hattab bu şekilde rabbine uçtu.onun şehadeti başta çeçenistan olmak üzere bütün islam coğrafyasında üzüntüyle yankılandı. Müslümanlar önemli bir komutanını kaybetmişti.ama hattab hayatında kendi gibi birçok mücahidide yetiştirmeyi başarmıştı.Zalimlere öldürücü darbeler indirmişti. Onun hayatı bütün müslüman gençlere örnek bir hayattı. Dünyaya meyl etmeyişi, ümmet bilinci ve takvası ile herkeze örnekti. O yaşadığımız yüzyılın komuyanıydı. O da diğer kardeşleri gibi rabbine gitti. Rabbimiz onu firdevsinde ağırlasın ve onu peygamber efendimiz ve şehidlerimizle haşretsin inşallah…Allahtan istiyorum ki beni cehennem azabından korusun. Bana merhamet etsin ve cennetlerine yaklaştırsın. Ondan firdevs-i Ala’yı istiyorum’ Şehid komutan İbnul HATTAB aliya-1231.jpg 1925 doğumlu olan İzzetbegoviç 24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi. 25 yıl avukatlık ve bir inşaat firmasında yöneticilik yaptı. 1970 yılında İslâm Manifestosu adlı bir kitap yazdı. Bu kitap 1983`te kovuşturmaya uğradı. 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. 1950 öncesinde kurulmuş olan Mladi Müslümani adlı örgütü yeniden örgütlemek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi. Mahkumiyetini çekerken, Yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi.¼br> 1989 yılında Yugoslavya`nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu. 1990 yılında İslam Manifestosu`nu yeniden bastırdı. Bu kitap İzzetbegoviç`in İslâmi kimliğinden ziyade, siyasi kararlılığının ve mücadelesinin bir simgesi oldu. 1990’da ortak yönetimin başkanı seçilen İzzetbegoviç, 1992-1995 Bosna Savaş’ında anahtar rol oynayan isimler arasında yer almış, sağlık sorunları nedeniyle 2000 yılında başkanlıktan ve partisinin başkanlığından çekilmişti. Daha önce iki kez kalp krizi geçiren İzzetbegoviç, 10 Eylül 2003’de evinde aniden bayılması ve düşerek 4 kaburga kemiğini kırması üzerine hastaneye kaldırılmıştı. 78 yaşındaki Boşnak lider, daha sonra iç kanama geçirmişti. Eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, Saraybosna hastanesinde 19 Ekim 2003 günü vefat etti. raduyevselmaneenistan_1601.jpg Kendi vatanımı savundum. Biz Rusları çağırmadık. Onlar gelip bizim vatanımızı işgal ettiler. Biz savaş istemedik, onlar gelip bizimle savaşmak istediler. Askerlerimizle savaşmak yerine çocuk, kadın ve yaşlı insanları öldürdü. Sizin, benim hakkımdaki hükmünüz ceza değil mükafattır. Allah’ın bana verdiği ömrü, O’nun yolunda ve kendi vatanıma harcadım. Her şey, Allah’ın elinde. O istediği zaman ben buradan çıkarım. Ben, önce Allah’ın sonra komutanım Cehar Dudayev’in askeriyim. Savaştığım için asla pişman değilim.“Yalnız kurt” olarak tanınan Salman Raduyev I. Rus-Çeçen Savaşı’nın kazanılmasında başarı gösteren komutanlardandı. Çeçenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Dudayev’in damadı olan Raduyev, bir süre Gudermes Belediye Başkanlığı görevinde bulundu. I. Çeçen Savaşı sırasında, Çeçen halkının özgürlük mücadelesinin sembol isimlerinden oldu. 9 Ocak 1996 tarihinde Dağıstan’ın Kızılyar Kasabası’na bir baskın düzenleyerek buradaki Rus askerlerini rehin aldı. Raduyev ve beraberindekiler Rus güvenlik güçlerinin kuşatmalarına rağmen ağır kayıplar vermeden Çeçenistan’a döndü. Bu olayın ardından Rus Hükümeti Çeçen direnişçilerle aynı masada oturarak ateşkes anlaşması imzalamayı kabul etti. Raduyev, Mart 1996 tarihinde başından ağır yaralandı, bir gözünü ve kafatası kemiğinin bir bölümünü kaybetti. 13 Mart 2000’de ise Ruslar tarafından esir alındı. Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Raduyev, Rusya’nın Permi bölgesinde gördüğü işkence sonucu iç kanama geçirerek şehit oldu foto45791.jpg ALLAH’ım! Ümmetin suskunluğunu Sana şikayet ediyorum! Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!.. Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!.. Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!.. Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!.. Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında?.. Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok,ALLAH için ve ümmetin namusu için kızacak?.. Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!.. Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? .. Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!.. Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!.. Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri,ALLAH için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye; Ey RABBimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et! diye çağıramaz mı!?.. Buna da mı gücünüz yetmiyor!?.. Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak: Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!.. Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!.. Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!.. Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin!.. Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!.. Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!.. Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! .. Temennimiz, ALLAH’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!.. Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! ALLAH aşkına, bari aleyhimize olmayın!.. Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!.. ALLAH’ım! Sana şikayette bulunuyorum Sana şikayette bulunuyorum.. Sana şikayette bulunuyorum.. Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum..Sen mustazafların RABBisin Sen bizim RABBimizsin Bizi kime bırakıyorsun?.. Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?.. ALLAHım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum… Sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı ve Birliğimiz bozuldu Yollarımız ayrıldı Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikayet ediyoruz…  
Bugün 24 ziyaretçi (36 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ÇİÇEKLERİN ÇİÇEĞİ